29 Ağustos 2012 Çarşamba

Günümün Sözü


Mesafe; “Hadi gel sarılalım.” diye bir mesaj geldiğinde önce kocaman gülümseyip sonra içinin acımasıdır.


28 Ağustos 2012 Salı

Mevsimlerden Ben...

Uzun zamandır yazmıyorum Güncem. Biraz yoğunluk, biraz istememezlik, biraz durgunluk, biraz monotonluk işte v.b. Vel hasıl kerim :) geldim. Hoş geldim. Pazar günü dönüyorum. Yeni eğitim öğretim yılı için hadi bakalım! Başlayalım...


İlkbaharım.
Hep güneşliyim, ancak yağmurum bir anda iner.Islatır, dağıtır, herkesi kaçırır. Sonra yine güneş açar, ancak ortada kimse kalmaz. Cıvıl cıvıl, neşe dolu; fakat bir şekilde yalnız. Hep olur olmaz zamanlarda yağan yağmurlar yüzünden.

Yazım.
Sıcak, yakan, arzulu. Açık bir hava. Kararlı bir gidişat. Kimi zaman bunaltıcı. Alışmalısın, başka çaren yok. Bir kere tadını aldın mı çok güzel mevsim aslında. Herkese kapısı açık.

Son baharım.
Hiç geçmeyen bir hüzün içinde. Güneşli olsa da soğuk. Rüzgar uğultusu. Konuş, anlat.

Kışım.
En sonunda yalnız kalanım. Kendi içinde üzgün olanım. Soğuğum, kafam atınca buzum. Dokunulmaz, ulaşılmaz. Orada görüyorsun, ama yok aslında.
Ben buyum, bunlarım. Birisiyim, hepsiyim. Azım, çoğum.
Denge noktası, dengesizliğin uç noktası.
Ben varım, yaşıyorum, hayattayım.
Ben yokum, öldüm, hiç doğmadım.
Her şeyim, hiçbir şeyim.
Sevgiyim, nefretim.
Ben, benim.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Sevgili Güllük, Bazen...


"Sevgili güllük,

İnsanlar sabahları uyanırlar. Güneş sabahları doğar. İnsanlar işe giderler. Ayakkabı giyerler. Bazen lacivert, bazen siyah, bazen beyaz arabalara binerler. Bazen de kahverengi ayakkabı giyerler. Hava vardır. Su vardır. Bazen yağmur ya da kar yağar. Kış vardır. Kışın hava erken kararır. Evlere gidilir. Çorba içilir. Şeftali yenir. İnsanlar pazen ya da başka kumaşlardan dikilmiş pijamalardan giyerler. Pikniğe gidilir. At vardır. En çok kahverengi ya da ona yakın renklerde atlar olur. Bazen taksi tutulur. Kuşlar havada uçar. yer vardır. Ona basılır. Yaz olunca denize girilir. Balıklar yüzerler. Yeşil vardır."

1 Temmuz 2012 Pazar

Rakı İçince...

Biliyor musun?
Hep rakı içince oluyor böyle şeyler 
Yani rakı içince özlüyorum seni 
Tuhaf ellerini 
Hep rakı içince kıyılıyor içim 
Şiarım değişiyor sokakta 
Ben rakı içince biliyorum 
Yapabiliyorum her dileğimi 
Hep rakı dolunca bardağa 
Kalkmayalım istiyorum masadan 
İşlemeye başlıyor insafsızca 
Cam bardakta rakıdan zaman 
Tek buz düşünce bardağa oluyor böyle şeyler 
Yani dökülüyorum sana 
Güçleniyor söyleyemediklerim 
Buz eriyor suyunda 
Biliyor musun? 
Hep rakı kokunca hava oluyor böyle şeyler 
Kalkıp geliyorum sana 
Evinde benim köşem 
Hala boyamadın ya? 
Sonra gariptir 
Rakı içince oluyorum böyle 
Biraz küçük biraz deli 
Babamı hatırladığımdan mıdır bilinmez 
Ellerim hep daha yeni 
Tası tarağı topluyorum ilk yudumda 
Düşünüyorum sonra 
Hayat dediğin bir tas bir tarak nasıl olsa 
Toplarım sonra 
Bi kadeh daha yollasınlar bana 
Efkar dedikleri şeyi 
Rakının yanında getiriyorlar 
Katıksız meze gibi 
Efkar dediğin şey mi 
Böylesi bağlıyor bizleri 
Ne kadar çok gülebiliyoruz o gece 
Bu nasıl bir efkar bildin mi? 
İşte hep rakı içince oluyor bana böyle şeyler 
Yani rakı içince özlüyorum seni 
“sen” dediğim kim mi? 
Bir rakıda kaç tane “sen” var bilebildin mi? 

JEHAN BARBUR NİSAN 2010

28 Haziran 2012 Perşembe

Günümün Sözü


Gece çok susayıp buz gibi suyu boğazına döküvermekti seni sevmek, öylesine kana kana... Sonrası mı? Sonrasında bana kalan bademciklerimin şişmesi oldu. Kalbim şişmedi ama çok kırıldı... 

26 Haziran 2012 Salı

Anlatmadan olur mu?


Biriktirmiş olabilir misin sahiden?

Çokça şeyi.

İçinde. 

Derinde.

Üstelik sen bile bilmezken bu kadar derin olduğunu.

Uzunca susup, sayfalarca konuşmak isteyebilir mi insan?

Yılları geçtim sanırken birden en başa dönebilir mi?

Bir kelimeyle; bıraktığı, unuttuğunu sandığı günleri anımsar mı?

Olurmuş.

Ne oluyor aslında biliyor musun? 

Yaşadığım onca acının bir anlamı yokmuş gibi geliyor. 

Sanki sadece sınanmışım gibi. 

Tanrı öyle kalıp kalmayacağımı, değişip değişmeyeceğimi merak etmiş gibi.

Bunun için o kadar acı çekmişim gibi.

Unutacaksam, hatırlamayı istemeyeceksem neden yaşadım o acıları?

Neden girdi o insanlar hayatıma. 

Yaşadığı hiçbir şeyden pişman olmayan insanlar varmış ya. 

Yalan.

Kabullenmiyor beynim bunu. 

Düşünüyorum da.

Mutsuzluk, mutluluktan çok daha kolay aslında. 

İnsan karanlığı seviyor bir yerde. 

Dibin daha dibi yok çünkü.

Ama; çoğu şey düzelmeye başlayınca, çoğu insan daha da çok yakıyor canını. 

Daha çok incitiyor. 

Yükseklere çıktın, gülümsedin diye çok daha aşağı inmeni istiyor.

Dipten de dibe.

İşte böyle anlarda geçmişteki acılarının tecrübesi kalıyor elinde. 

Acının tecrübesi olur mu bilmem. 

Sonuçta aynı acıları hayatının her döneminde çok büyük bir mutsuzlukla yaşıyorsun.

Hayatındaki hiçbir acı; sen beni daha önce yaşadın, bu sefer daha az kanayacaksın demiyor sana.

Sadece daha kolay kabulleniyorsun.

Her neyse, bilmiyorum.

Ben aslında hiçbir şey bilmiyorum bunca yığın arasında. 

Belli şeylerle yaşıyorum yıllardır. 

Belli insanlar, belli eylemler, belli mekanlar dahilinde.

Ve her şeye rağmen en sevdiğim yine kelimelerim oluyor. 

İnsanlara, olaylara ve durumlara göre değişiyor. 

Ama hiç gitmiyor. 

Hem söz vazgeçer mi insandan?

İnsan yaşayabilir mi anlatmadan?

19 Haziran 2012 Salı

Of Ki Ne Of!!

9 Ay doğacak diye bekle, doğsun, aç kalmasın, üşümesin diye gece 20 kez kalk, hasta olmasın diye üstüne titre, yeme yedir, giyme giydir, gözlerine bakmaya kıyama... Bir kahpe kurşuna yavrunu toprağa ver...


Ülkem'de her şey yanıyor; gencecik evlatlarını henüz 20 sınde toprağa veren anaların yürekleri , ormanlar , oteller , cezaevleri..! 
Ateş düştüğü yeri yakıyor arkadaş..! Başımız sağolsun diyorlar, terörle mücadelede kararlılığımız devam ediyor diyorlar, kalabalık ve silahlıydılar diyorlar... Ne kadar kolay söylüyorlar ve bu söylemle tatmin olmamızı bekliyorlar..! 


Hangi ananın başı sağolur? 
Yarın bir gün güzel öldü derlerse hiç şaşırmam... Yazıklar olsun..

10 Haziran 2012 Pazar

Öğretmenliğin Acı Yönü...

Sessizlik bazen iyi değildir, hem de hiç iyi değildir. Hüzün kelimesiyle eş değer olur o zamanlarda. Sınıf kapısından içeri girdiğinde "Öğretmenim!" diye kimse şikayete başlamaz, fısır fısır konuşmalar olmaz. Sınıfta unutulmuş bir kaç kitap, defter, kalem sahipsizdir. İzin almadan sınıfın ortasına çıkıp "Bu kimiiiiiiin?" diye soran olmaz. Sessizlik ağırdır. taş gibi, ağır bir kaya gibi oturur kalbinin tam üzerine. Boğazın düğüm düğüm olur o an. Sessizliği değil de ilk kez konuşmalarını istersin bıcır bıcır, "Konuşmaaa!" diye uyarı çektiğin anları değil de etrafında her birinin ayrı telden çalmasını istersin. 
Ana kucağından gelmişlerdi bana, 4 yıl boyunca emek verdiğim dünyadaki en değerli varlıklarımdandı. Bir çoğunun ayakkabısını bağladım, kızların saçlarını ördüm, bağladım, beslenme saatinden sonra yüzlerinde kalan çikolata, ayran kalıntılarını sildim yüzlerinden. Önlüklerini ilikledim, her birinin yarasına pansuman yaptım, zaman geldi öptüm, geçti... 4 yıl boyunca elimde büyüdüler. Öyle zor geliyor ki şimdi yeniden yeni öğrenciler almak. Ne zormuş, ne acıymış... Ağlayan yüzleri gözümün önünde ben ağladıkça onlar, onlar ağladıkça ben... Hala yarın sabah okula gittiğimde yüzlerini görecekmişim geliyor. Gülümsemelerle güncem... Daha neşeli, daha güzel günlerde görüşmek, gülüşmek dileğiyle... İçimde çöreklenen ayrılık acısı belki biraz hafiflediğinde... Hoşçakal...


Bu sabah titreyerek sınıfa girdim
Çocuklarım, yavrularım yok bugün.
Ne “günaydın” diyen var, ne “öğretmenim”
Çocuklarım, yavrularım yok bugün.


Sıralarda kimse yok, hepsi boşalmış
Sanki bir hüzün var bahçede bile
Sizden ne bir nefes, ne bir ses kalmış
Teselli aradım ,ben, ama nafile!


Beş yıl nasıl geçti bir rüzgâr gibi!
Yılları ay, ayları gün ettiniz
Bir tek güne sığdı o yıllar sanki
Sonunda siz de beni koyup gittiniz.


Geçen yıllar geri gelsin isterim
Yine durun, sıralanın karşımda.
Üzün yine beni eskisi gibi
Yeter ki bulunun yanıbaşımda.


Sizle beraberdim, sizleydim her gün
Bilmem şimdi günlerim nasıl geçecek!
Hiç tadı, neş’esi kalmadı ömrün
Bana kimler “öğretmenim” diyecek?


Mini mini yavrular getirin bana
O zaman bu özlem belki de biter.
Çocukları gitmiş bir öğretmeni
Ancak başka çocuklar teselli eder.


“Şaka yaptık” deyip,çıkıp gelseniz
O zaman dünyalar benim olacak.
Zararı yok, yaramazlık etseniz
Bundan bile gönlüm çok haz duyacak.


“Fatih, Özge, Murat” diye seslendiğimde
“Buradayım” diye cevap verseniz. 
Biriniz, üçünüz, beşiniz değil
Eksiksiz hepiniz geri gelseniz.


Farkım yok susuz kalmış bir değirmenden
Oyuncağı kaybolmuş çocuk gibiyim.
Issız, kızgın bir çölün tam ortasında
Herkesten, her şeyden uzak biriyim.


Haydi gelin, koşun bana çocuklar!
Bir daha bir daha kucaklaşalım
Öyle ayaküstü değil, onlarca defa
Sizinle yeniden vedalaşalım.

29 Mayıs 2012 Salı

Gece İyi Geçmiyorsa...

Biraz önce blog sayfamı açmış bir yandan ne yazacağım düşünürken bir yandan da Sertab ERENER'den "Aldırma deli gönlüm" ü dinliyordum. Ardından da "Unutursun"... Gözlerim dolmuştu ki telefonuma bir mesaj geldi. Benim öyle değerli can arkadaşlarım var ki... Onlarla hayat güzel inanın. Noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum. 
"Mevlam seni hiç yalnız bırakmasın, içindeki imanla ısıtsın, uçurumlardan düşmemen için her zaman ellerinden tutacak, günahlara karşı koruyup kollayacak melekler tayin etsin. Mevlam seni o kadar çok sevsin ki kötü niyetli insanlardan korusun, uzak tutsun. Yaşanabilecek tüm güzellikleri sana versin, ömrünü ay gibi parlak, gözlerini güneş gibi ışıltılı, yüreğini ve yuvanı her daim sımsıcak eylesin. O birdir ve tektir. "Ol" der ve her şey olur. Senin huzurun ve mutluluğun için "Ol" desin. Amin... Seni çok seviyorum. İyi geceler, huzurlu uykular."
Daha güzel bir iyi geceler mesajı olmaz. Kalpten, içten. İyi ki varsınız güzel arkadaşlarım. Benden uzakta da olsanız, bu durum hiç değişmeyecek... İyi ki varsınız... En sıcak gülümsemelerimle kucaklıyorum sizi :)

24 Mayıs 2012 Perşembe

Kaybettiğim Değerlime...



Ey güzel Allah'ım nasıl da denk getiriyorsun.... Günümün sözü kesinlikle budur... Nedenini bilmeden kaybettiğim değerli bir arkadaşım için gelsin... Çok üzüldüm... Çok çok üzüldüm... Öyle gerekiyordu, böyle oldu :(

"Unutamıyorsan umursama; 
Çünkü hayat değil, sen hayatı üzmelisin. 
İşte bu yüzden altını çizdiklerinin bazen üstünü çizmelisin."


~ Bob Dylan ~

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Günümün Sözü...



Düşünceli olun,,
çünkü karşılaştığınız herkes, inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Eğer Anne Olursam...


(Ne güzel bir anne badisidir bu! Bayıldım :) Ancak bu kadar güzel anlatılabilir)

Meyve püresi yedirmeye çok özeniyorum ben. Şeftali olur, muz olur, elma olur... rendeleyip yedireceğim. Belki biraz havuç ya da haşlanmış sebzeler... Küçücük ağzının kenarına bulaşan pütürleri kaşığın ucuyla alacağım. Yedirmek için şarkılar söyleyeceğim, türlü şaklabanlıklar yapacağım karşısında... Biraz büyüyecek, kendi elleriyle yemeye başladığında ona tüm sevgimle "O tabak bitcek!" diyeceğim. 

19 Mayıs...


Bugün 19 Mayıs; bugün Atatürk'ün ve modern Türkiye Cumhuriyeti'nin doğum günü, bugün gençlerin bayramı! Atatürk öyle bir liderdir ki 1927'de dahi gelecekte olabileceklere karşı uyarmıştır milletini. Gençlik Hitabesi... Okuyun, okutun. İçindeki derin manayı anlayın, anlatın... Kutlu olsun!!!

"... Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Gelincik Çiçeği...


Sevginin yeri yurdu olmadığı gibi sevgilinin de yeri yurdu yoktur tıpkı gelincik çiçeği gibi dağlarda, kırlarda, yol kenarlarında açmak için vücut bulduğu her yerdedirler… Narindirler, kırılgandırlar, zariftirler… Tıpkı sevgili gibi dalından koparınca ya da incitince kırılırlar, süzülürler, solarlar, boyun bükerler… Kıymetlerinin bilinmesini ister hassas davranılmasını bekler her ikisi de… Ve benzerler birbirlerine özellik olarak bu yüzden, aslında biri kırların, dağların diğeri ise gönlün çiçeğidir…

Live İn The Moments...



"Hayatta ne yaparsan yap, önemsiz olacaktır. Ama senin yapman çok önemlidir. Çünkü başka kimse yapmayacaktır. Aynı, biri senin hayatına girdiğinde bir yarının 'Hazır değilsin' diyip; diğer yanının 'Onu sonsuza kadar senin yap' demesi gibi..." 


"İstasyona gidip bir bilet alabilir, sonra trene atlayıp, bambaşka bir yere gidebilirdim. İçimden geçtiğim tüm o şehirleri, rayların cızırtısı eşliğinde izleyebilirdim. Bir yerlerde bir ev tutup, ön yargılı bir toplum ve bize biçilmiş rollerin uzağında, yeni bir hayata başlayabilirdim. Belki de şansım yaver gidip,yeni insanlarla tanışabilirdim. konuşacak yeni insanlarla… Tatmin edici bir maaş alıp, üstüme başıma pahalı kıyafetler çekebilirdim. Belki orada bir kızla tanışırdım; birbirimizi seveceğimiz bir kızla. Birlikte bolca zaman geçirebilirdik; sadece ikimiz… Geç vakte kadar yataktan çıkmadan,geri kalan her şeyi unutarak, anladığımız dilden konuşabilirdik. Belki kavga eder, sonra çözerdik.konuşup anlaşıp, yolumuza devam ederdik. Deniz kenarına arabamızla gider, kendimize bir ev alır, çocuk yapardık. Sevimli, sağlıklı çocuklar… Onları çok severdim. onlara bir yuva ve baba sıcaklığı sağlardım. Muhtemelen gecenin bir yarısı uyanıp, seçimlerimi ve aşkımı sorgulardım. Kör karanlıkta sokakta biraz yürür,geçen arabalara bakar,yapayalnız halimle soğuğu iliklerimde hissederdim. Sonra yatağıma döner, ona sarılır, hem kendimden hem de karanlıklarımdan tiksinirdim. Sonra sisin ardında bir şey görürdüm.geldiğim yeri özlerdim. Doğduğum yeri,memleketimi… Belki hayatımı orada sonlandıracağım. Belki benim seçimim budur. Belki hiçbir yere gitmeyeceğim, burada kalacağım… İşte benim seçimim bu, seçimim bu…"

(Remember Me-2010)

15 Mayıs 2012 Salı

Arkadaş Can Yakar Mı?


Kimi zaman anlamsız tartışmalarla, kimi zaman ayrılan yollarla ve artan mesafelerle, kimi zaman da bile bile acıta acıta yok olan arkadaşlıklarım var benim. En acısını da yıllarca herşeyimi anlattığım dostumun aslında sandığım insan olmadığını anladığım zaman yaşadım. Bu acı, ne aşk acısına ne de başka bir şeye benziyor. Hayatın gerçekten can yakan bir şey olduğunu tecrübe etmeme neden oldu. İçimden kopup giden parçaların sızısı geçmek bilmiyor olsa da yine anlıyorum ki zaman her şeyin ilacı. İlerde belki buruk bir gülümseme olur suratımda... Yaralar sarılır, yola devam edilir ne edek...
Gülümsemeyle kalın...

11 Mayıs 2012 Cuma

Günümün Sözü

Eğer güzel gözlerin olmasını istiyorsan, insanlara iyilikle bak.
Eğer saçların güzel olsun istiyorsan, bırak çocuklar ellerini geçirsin saçlarından.
Ve güzel dudaklara sahip olmak için, sadece güzel sözler söyle.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Hint Felsefesi...

KURAL 1: "Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur,... hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

KURAL 2: "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile
değiştiremeyiz. 'Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir."

KURAL 3: " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

KURAL 4: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun
bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir."

6 Şubat 2012 Pazartesi

Güle Güle Tatil... Seni Özleyeceğim...

Ve tatil biter, sendrom başlar...Yalnız pazartesi değildir korkulan; tüm haftaya hatta aya bulaşmış bir kurum gibidir. Eline yüzüne bulaşır...
Hoşgeldim Güncem... 
Gülümsemelerle... ^_^